Hakkımızda
   
 Ürünlerimiz
  +
Agro - Sanita
  +
Draeger / Tyvek
  +
Hammadde
  +
Kapron
   
 Grup Şirketlerimiz
   
 Bilgi, Makale & İstatistikler
   
 Linkler
   
 İnsan Kaynakları
   
 İletişim
    Alış Satış
$  USD 1.4994 1.5066
 EURO 1.9241 1.9334
£  GBP 2.3100 2.3221
TCMB / 04.09.2010 - 18:00
 
Bilgi, Makale & İstatistikler
 
 
 Diğer Makaleler
+ Tarımcı Vertigo 'Design'a da el attı
+ Üretmek Suç Mu?
+ Türkiye Genelinde Tarıma Bir Bakış
Üretmek Suç Mu?
Ülke ekonomileri üç ana üretim ayağının üzerinde durmaktadırlar. Bunlar, sınai, tarımsal ve hizmet üretimidir. Bu üretimlerin bir yıllık toplamının parasal olarak ifade edilmesine "milli gelir", milli gelirin de yaşayan nüfusa bölümüyle çıkan paraya ise "kişi başına milli gelir" denir. Milli geliri karnımızı doyuracak bir yemek, bir pasta olarak düşünürsek, tüm fertlerin doyabilmeleri için kişi başına milli gelirin tatminkar hatta biraz yüksek seviyede olması zaruridir. Zira genel ekonomide, milli gelirin dağılımının, sosyal kesimler ve fertler bazında eşit olmaması, bunu zorunlu kılar.

O zaman şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor; kişi başına milli geliri artırmanın yolu, yukarıda üç bölüm olarak zikretmiş olduğumuz mal ve hizmet üretiminin dengeli ve planlı olarak artırılmasından geçer. Yani üretmek, olmazsa olmaz argümanımızdır.

Türkiye ekonomisine bu zaviyeden baktığımızda, daha çok üreten yerine daha çok tüketen ve dolayısıyla da devamlı borç alıp faiz ödemek durumunda kalan bir yapı görebiliriz. Zira, Makro ekonomi perspektifine girdiğimizde, az satıp çok alan bir yapı, ödemeler dengesinde devamlı açık verdiği gibi, bu açık toplumun sosyal yaşantısına da olumsuz olarak yansıyacaktır.

Ben bu noktada, üretim ayaklarının en problemlisi olan tarımsal üretim hususuna bir nebze değinmek istiyorum. Zira "Türkiye İstatistik Kurumu" ve "Maliye Bakanlığının" bütçe verileri, 8 ? 10 yıllık bir zaman diliminde geriye doğru analiz edildiğinde, tarım sektörünün diğer sektörlere göre ilerleme kaydedemediği gibi geriye doğru gittiği net olarak görülecektir. Bunun aksini söylemek kendi kendimizi kandırmak olur! Keza, bir rahatsızlığı tedavi etmek için, önce teşhis etmek gerekir.

İstatistiki verilere bakıldığında da görüleceği üzere, Türk tarım sektöründeki gerileme, kırsaldaki nüfusun şehirlere kaymasına, dolayısıyla da tarımda istihdam edilen nüfusun ve üretimin azalmasına neden olmuştur. Ancak şehirlerde de yeterli istihdam alanlarının olmayışı, problemin çözülmesi bir yana, yeni yeni problemlerin zuhuruna zemin oluşturmuştur. Yani şunu demek istiyorum, tarımdaki gerileme, tarım nüfusunu şehre kaydırmak için bir politika ise, altyapısı olmayan böyle bir politika daha vahim sonuçlara vabestedir.

Ayrıca, kırsaldan şehirlere kayan nüfusun, planlı şekilde istihdam edilememeleri de, Gayri Safi Milli Hasıla açısından düşünüldüğünde, bir üretim kaybıdır.

Diğer taraftan, girdi fiyatlarında aşır artışlar, ürün fiyatlarının hep geriye gitmesi, çeşitli nedenlerle (zaten yetersiz olan) tarımsal desteklerden kısmen yada tamamen faydalanılamama gibi (neredeyse üretimin önün çekilen aşılmaz setlerden oluşan) birçok olumsuzluklara rağmen, tarım kesiminin cefakâr insanları üretimlerine devam etmeye çalışmaktadırlar.

Eski bir Tarım Bakanımız beraber olduğumuz bir ortamda, yerel gazeteci ve kameraları görünce şunları söylemişti; "çekin kardeşim çekin ! Şimdi bakan değilim, serbestim rahat rahat konuşacağım. Şimdiki Tarım Bakanının çektiği sıkıntıyı en iyi ben biliyor ve anlıyorum. Bakanlığım döneminde Hükümet içinde muhalefet oldum. AB üretmeyin diyordu. Ben buna karşı çıktıkça büyük sıkıntılar yaşadım. Baktım ki olmuyor, onların istediği gibi konuşmak durumunda kaldım. Ama, köy köy gezip üreticiye aksini söyledim, yani üretin dedim! Zarar etseniz de üretin!" O eski bakanımızın şahit olduğum konuşmasında, halinden ve heyecanından samimi olduğunu, popilist politika yapmadığını gördüm.

Bunu söylemekle AB'ye karşı olduğum zannedilmesin. AB'ye girmemiz gerektiğini savunan insanlardan biriyim. İçinde bulunduğumuz konjoktür içerisinde Türkiye'yi AB'nin dışında düşünemiyorum. Bu benim düşüncem. Belki bu yazımı okuyan kişiler arasında AB'ye karşı çıkanlar da olabilir. Onların görüş ve düşüncelerine de samimiyetle saygı gösteriyorum. Ancak benim söylemek istediğim AB'ye girelim girmeyelim meselesinden ziyade (ki, girme yolundayız), tabiri caizle kendimizi ucuza satıp satmama meselesidir? Maddi manevi bütün varlıklarını üretime teksif etmiş milyonlarca tarım sektörü çalışanının emeğinin pazarlık edilip, heba edilip edilmeme meselesidir...

Hangi sektörde olursa olsun, üreten mutluluk duyar... Ama aynı zamanda üreten emeğinin karşılığını da almak ister? Tarım sektörü tehlike çanları çalıyor. Sektörde (bir zamanlar diğer sektörlerde olduğu gibi) üreten değil, üretmeyen kazanıyor. Ama bu kadirşinast insanlar, O eski Tarım Bakanımızın sözüne kulak veriyorlar ve zarar etseler de üretmek gayreti içerisindeler. Şimdi soruyorum; üretmek suç mu?...
M. Ali ÇOŞTUM / http://www.bereketlitopraklarimiz.com
 
 
 
 
 
  ©2007 - 2010 Vertigo Tarım & Ticaret A.Ş

Kazım Dirik Mahallesi 364 Sokak No: 21/A
35100 / Bornova - İzmir
(0232) 461 2039
  Bu sitedeki bilgiler yetkili mühendise danışmanın yerine geçmez.